'TIP ÖĞRENCİLERİNE HEKİM OLMAYI ÖĞRETEMİYORUZ'
ADMiN
Dr. Perihan Torun, modern tıp sistemi içinde doktorun hekim özelliklerini kazanabilmesinin imkânına dair soruları cevapladı.



Yrd. Doç. Dr. Perihan Torun, 10 yıl pratisyen hekim olarak çalıştıktan sonra klinik rotasyonlarını İngiltere’de yaparak Halk Sağlığı uzmanlık eğitimini tamamladı. İngiltere’de epidemiyoloji alanında yüksek lisansını tamamladıktan sonra Ulusal Sağlık Sisteminde (NHS) sağlık hizmetlerinin yönetiminde çalıştı.Manchester Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yaptı, Liverpool ve Sheffield Üniversitelerinde yüksek lisans seviyesinde Halk Sağlığı alanında eğitim verdi. Lisansüstü yükseköğrenim eğiticisi Fellowship programını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönerek akademisyen olarak çalışmaya başladı.

İngiltere’de uzun yıllar sağlık alanında çalışan, şimdilerde Türkiye’de bir vakıf üniversitesinde halk sağlığı alanında görev yapan Perihan Torun ile İngiltere ve Türkiye’deki tıp sistemleri arasındaki farkları, tıbbın tahakküm edici gücünü, doktorların “üstün insanlar” oldukları duygusunu pekiştiren “örtük müfredat”ı, çoktan seçmeli eğitimde doktor yetiştirmenin zorluklarını konuştuk.

Dr. Perihan Torun, modern tıp sistemi içinde doktorun “hekim” özelliklerini kazanabilmesinin imkânına dair sorularımızı cevapladı.

Galen: “İyi doktor aynı zamanda filozoftur!”

Modern dönemde bilimlerde uzmanlaşma kaçınılmaz. Bu kaçınılmaz durumun bir doktorun hastasına yaklaşımında ne tür etkileri oluyor?
Tıpta aşırı branşlaşmaya dikkat çekilir hep, hâlbuki tıbbın kendisi bir branşlaşmanın sonucudur. Hikmet vs. kavramlarıyla tanımladığınız insanın sadece bir bölümünü tanımlar tıp. Yani sağlığı başka şeylerden, başka her tür insani, toplumsal özellikten koparıp tek başına ele aldığınızda zaten branşlaşmayı başlatmış oluyorsunuz.

Hekim ile hakim aynı kökten geliyor. Klasik ilim geleneğinde İbn Sina örneğinde gözlemleyebileceğimiz üzere hekimler aynı zamanda filozoftu. Bugünkü sistemde doktorun yeri nedir?
Eskiden tıp, hikmetin bir parçası olarak görülüyordu. Mesela Galen’in bir sözü var; diyor ki, iyi doktor aynı zamanda filozoftur! Çünkü kâinatı, insanı anlayıp sağlığı o bütün içinde görebilmektir gaye. Bu bağlamdan kopardığınızda, mesela hücreye baktığınızda insanı göremiyorsunuz, kâinatı göremiyorsunuz. O zaman, sorunu tanımlamanız da üreteceğiniz çözümler de derinlikten yoksun kalıyor. Bu derinlik pozitivizmle birlikte kaybolmuştu. Son yıllarda teknolojideki büyük sıçrama bunu katladı. Çünkü bilgi o kadar büyüdü ki gözümüzü örttü ve başka şeyleri göremez olduk. Derinlik boyutunu böylece kaybettik.

Bu kaybın tıbbi anlayış üzerindeki etkisi ne oldu?
Modern Batı tıbbı insana bir makine gibi bakmaya başladı. İnsan vücudu bir makine gibidir. Parçaları birbirine bağlantılıdır ama ayrı ayrı ele alınıp tamir edilebilir. Böyle bir bakış. Sonraları bu bakışın eksikleri görülmeye başlandı ve eksiği tamamlamak üzere sosyal bilimler yardıma çağırıldı. 1910’da Flexner –ki modern tıp eğitiminin kurucusu sayılır- özellikle Amerika’da biyomedikal temelli eğitimde gelişmelere yol açtı, fakat sosyal bilimlerin tıp eğitimine dâhil edilmesi 1940’lardan itibaren İngiltere’de tartışılmaya başlandı. Bugün İngiltere’de birinci sınıftan itibaren sosyolojiye başlar öğrenciler ve iki ülkenin eğitimleri arasında hâlâ bariz bakış açısı farklılığı vardır.

Türkiye’de böyle bir şey yok tabii ki!
Türkiye’de olmadığı gibi, toplumsal boyuta işaret eden bir cümle söylesek, “Ben cerrah olacağım, bunlara ne gerek var?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Eğitim sistemimiz hastalığı biyolojik merkezli tanımlıyor. Amerikan eğitimine daha çok benziyor. Ama Amerika’da tıp eğitimi lisansüstü eğitimdir, öncesinde ağırlıklı olarak pozitif bilimler okur öğrenci. Hastalığı tamamen biyolojik boyutuyla algılamaya hazır gelir zihni. İngiltere’de ise tıp öğrencilerine sosyal bilimler öğretilmesinin gerekliliği vurgulanır. Türkiye’de ise durum ikisinden de farklı. Amerika kadar bilim (science) öğretemiyoruz, İngiltere gibi sosyal bilimlerimiz de yok. Türkiye’de tıp eğitimi teknik bir eğitime dönüşmüş durumda. Mesela bir diş hekimi, dişe bakınca da sadece dişi görüyor. Biz dişe bakınca başka bir şey görmeyi öğretmiyoruz onlara. Bir doktor baktığı yerde sadece organları ya da işleyen sistemleri görüyorsa, ötesine geçemiyorsa burada bir sorun var.

Doktorun bakışı organın, hatta bir organizma olarak insanın da ötesine mi geçmeli?
Elbette. Mesela şu anda Suriyeli bir toplum var hastalarımız olarak. Diyabet herkeste aynı, hasta Suriyeli de olsa aynı seyreder, sonuçta kanda şeker miktarı yükselir… Mesele eğer bu kadarsa anlayıp uygulayabilmeniz lazım. Ama uygulayamazsınız. O yüzden sadece tıbbi bilginizin değil, hastayı anlama, hastayı idare etme becerinizin de ölçülmesi lazım. Biraz da o yüzden her doktor başka bir ülkeye gittiğinde sınava girer. Ben on sene hekimlik yaptım, hasta baktım burada. Daha sonrasında bir sene de İngiltere’de klinik rotasyonlarımı yaptım, uzmanlık eğitimimin bir parçası olarak.

RÖPORTAJIN DEVAM İÇİN TIKLAYINIZ

Röportaj: Nazife Şişman

Kaynak: http://www.nihayet.com/



 02 Şubat 2017, 16:08 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER: