KIBRIS'TA EŞİ VE 3 ÇOCUĞU KATLEDİLEN TABİP TUĞGENERAL SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
ADMiN
Kıbrıs Türk tarihine banyo katliamı olarak geçen 3 evladı ve eşini hain bir saldırıda kaybeden Binbaşı Nihat İlhan 24 Kasım tarihinde hayata gözlerini yumdu



Dünya basınında da yer bulan Kumsal katliamında üç evladı Kutsi, Murat, Hakan ve eşi Mürüvvet’i kaybeden dönemin tabip doktoru Nihat İlhan 92 yaşında hayatını kaybetti.

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun haberine göre,

1924 yılında Harput’ta doğan İlhan, 1951 yılında tıp fakültesinden mezun oldu.
İlhan, 1951-1952 yılları arasında Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde tabip stajyer teğmen olarak staj yaptı ve 1952 yılı haziran ayında tabip üsteğmenliğe yükseltildi.

1956 yılında Mürüvvet Hanım ile evlenen İlhan’ın, 1957 yılında İhsan Murat ve 1959 yılında Kutsi 1963 yılında ise Hakan isimli üç oğlu oldu.
Yüzbaşı daha sonra da Binbaşı rütbesine terfi eden İlhan, 20 Mart 1963’te Kıbrıs Türk Kuvvetleri alayı baştabipliği ve cerrahlığına tayin edildi.

24 Aralık gecesi Kumsal’daki evlerini taranmış. Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet hanım, oğlularını yanına alarak banyoya sığınmış, çocukları küvete koyarak vücudunu üzerlerine siper etmişti.

İlhan’ın eşi ve çocukları makineli tüfeklerle taramış, küvet kan gölüne dönmüş ve hepsi o anda şehit olmuşlardı.

Nihat İlhan o acı geceyi de şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı’na baştabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa’nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Alaya su sağlayan borular önce Rum alayına sonra Türk alayına geliyordu ve suyu sürekli kesiyorlardı. 1960 anlaşmalarına göre de Yunan, İngiliz ve Türk subaylar sürekli biraraya geliyorduk. Rum askerleri oduncu kıyafeti ile gizlice yakınımıza gelip sürekli bizim alay hakkında istihbarat topluyordu. Rum askerleri de Yunan alayının üniformaları içinde geliyor ve bilgi topluyorlardı. Bir defasında Türk ve Rum askerlerine tıp dersleri verirken Rumlar tahtaya benim karikatürümü yaptı. Bu karikatürde ateşin üzerine beni oturtmuşlardı ve ’Beni yakacaklarını’ söylediler.

Sonra ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hala ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana ’başın sağolsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ’Vatan sağolsun’ oldu.

Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, “Kanlı Noel” diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce geçmiş olsun dedi ardından ’Biliyorsun Türkiye’de 6-7 eylül olayları yaşandı. Bir çok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi.

Eşimi kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan’da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk.

Sonunda Türkiye’den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan’a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm. Küçük bir anıt mezar da yaptım. Daha sonra Kıbrıs’a adım atmadım. Değişik rütbelerde görevler yaptım. Tuğgeneral rütbesiyle emekli olduktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı gibi bir çok görevde yer aldım. Yeniden evlendim ve iki çocuğum oldu.

 25 Kasım 2016, 19:22 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER: