SAĞLIKTA PARAMIZ ÇOK MU Kİ, AİLE HEKİMLİĞİNİ ETKİN KULLANMIYORUZ?
ADMiN
Hastaların birinci basamağa başvurması halinde sağlıkta maliyet azalıyor. Türkiye aile hekimliğine geçmesinin ardından aile hekimliğini yeterince etkin kullanamıyor



Türkiye Aile Hekimliği Vakfı (TAHEV), öncelikli olarak tıp alanında bilimsel eğitim, araştırma ve çalışma yapmak, bilimsel faaliyetlere destek vermek, toplumu bilgilendirmek ve toplumsal eğitim çalışmaları yapmak 2009 yılında kuruldu. TAHEV’in Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sargın, aile hekimliğinin öneminden tıp eğitimine kadar bir çok konuyu Medimagazin’e anlattı.

Aile Hekimliği Güz Okulu on yıldır kesintisiz devam ediyor

Aile Hekimliği Güz Okulu’nda Dr.İbrahim Ersoy’un sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Mehmet Sargın, “Vakıf şu ana kadar 23 kongre düzenledi. Bunlardan en önemlisi Aile Hekimliği Güz Okulu. Bu yıl onuncusu düzenlenen ve aile hekimliği alanında çalışan hekimlerin pratikte ihtiyacı olan bilgilerin derlendiği; aile hekimliği akademisyenleri ve diğer branş öğretim üyelerinin sahadaki aile hekimlerinin, aile hekimi uzmanlarının, asistanlarının bir arada toplanacağı bir platform oluşturmak düşüncesi, bu okulun yola çıkış amacını oluşturdu. Okulda tamamen klinik pratiğe yönelik bir program hazırlanıyor.” dedi.

Kongre sonrası mesaide hemen bilgi kullanımı

Programın temel mantığı; kongreye katılan hekimlerin mesaiye başladıklarında hemen kongrede edindikleri bilgileri direkt hasta üzerinde uygulamaya koyabilmeleri. Kongrelerde ayrıca kurslar ve “uzmanına danış” programları da uygulanıyor. Programların uygulamasına Türkiye’de alanında deneyimli uzmanlar katılarak bilgilerini aktarıyor.

Her yıl 150-200 aile hekimliği asistanına kongre bursu veriliyor

Doç. Dr. Mehmet Sargın, kongrenin en önemli misyonlarından birinin asistanlara burs vermek olduğu bilgisini verdi. Her yıl 150-200 aile hekimliği asistanına ciddi anlamda kongre bursu veriliyor ve ücretsiz katılımları sağlanıyor.

Aile hekimliği uygulaması gelecekte çok önemli

Önceleri Türkiye’de aile hekimliği sisteminin gelmesini aile hekimliği akademisyenleri olarak heyecanla beklediklerini ifade eden Doç. Dr. Mehmet Sargın, “Aile hekimliği uygulamasının başlamasıyla heyecanımız gerçeğe dönüştü.” dedi. Sargın, bu uygulamanın başarılı olmasını ve bu başarıya katkıda bulunmak istediklerini; sadece hekim değil, bir vatandaş olarak Türkiye’de aile hekimliğinin başarılı olmasının bugün ve gelecekte çok önemli olduğunu söyledi.

En etkin ve maliyeti en düşük sağlık hizmeti birinci basamakta

Dünyada en etkin ve maliyeti en düşük sağlık hizmeti birinci basamakta veriliyor. Sağlık hizmetlerinin hem direkt hem de indirekt maliyeti olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Mehmet Sargın, hem sosyal hem de ekonomik açıdan birinci basamak sağlık hizmetinin maliyet-etkin bir yöntem olduğunu ifade etti.

“Sevk zinciri, uygulamadaki eksiğimiz”

Süreçten henüz geçiş aşamasında olduklarını söyleyen Sargın, “Uygulamada eksiklerimiz var, bunlardan biri sevk zinciri. Bunun nedeni de bağlı bulunan nüfus sayısı. Dünyada aile hekimi başına düşen hasta sayısı ortalama 2 bin iken, Türkiye’de bu sayı 3 bin 500, büyük şehirlerde 4 bine kadar çıkıyor. Doğal olarak bu kadar yüksek rakamlar söz konusu olunca da sevk zinciri uygulanamıyor.”diye konuştu.

“Bu eksikliğin aşılması hedefler arasında”

Bakanlıktan alınan bilgilere göre ilk etapta bu sayının 2 bin 500’e düşürülmesi, ardından da sevk zinciri uygulanmasının planlandığını ifade eden Doç. Dr. Mehmet Sargın, “Şu an önemli eksiklerimizden biri de aile hekimlerinin kronik hastalık yönetiminde az önce ifade ettiğim nedenlerden dolayı rol alamaması. Ancak Batı’da böyle mi, değil. Aile hekimleri kronik hastalık yönetiminde rol oynuyor.” dedi.

Sağlığın finansmanı açısından da çok önemli

Bunun sağlığın finansmanı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) açısından da çok önemli olduğu bilgisini veren Mehmet Sargın, “Kronik hastalıkların yönetimi yaparsanız, bu sağladığınız tasarruf SGK’ya çok olumlu yönde yansır.” dedi.

Bir hastanın hastaneye gitmesiyle aile sağlığı merkezine gitmesi arasında maliyet açısından büyük fark var. Birinci basamak ile 2. Ve 3. Basamağa başvuran hastaların maliyet olarak çok farklı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Sargın, “Bununla ilgili olarak; Türkiye’de SGK açısından baktığımızda; aile hekimliğinde verilen hizmetin SGK’ya maliyeti 0 TL. Çünkü Maliye Bakanlığı ödüyor. Ancak iki veya üçüncü basamakta verilen hizmetin ciddi bir maliyeti var. Dünyada bunun ekstrem örnekleri var, örneğin; Hollanda’da sağlık bütçesinin yüzde 4’ü ile sağlık hizmetlerinin yüzde 92’si verilebiliyor. Bizde ise sağlık bütçesi yüzde 8, hizmet oranı ise yüzde 40’larda. Bunun ideali yüzde 85’tir, yani ülkemizde bu oranın artması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Bütçe anlamında iki ve üçüncü basamakları hiç etkilemeyecek”

Bunun bütçe anlamında iki ve üçüncü basamakları hiç etkilemeyeceğini ifade eden Doç. Dr. Mehmet Sargın, bunun oralardaki hizmetin kalitesini artıracağını belirtti. Şu an itibarıyla üçüncü basamakta verilen hizmete ödenen miktarın düşük olduğunu söyleyen Sargın, “Üçüncü basmakta verilen hizmet başına ödenen kaliteli hizmet için ödenen paranın artırıldığını, birinci basamakta yapılabilen hizmetin buralardan alınıp birinci basamak sağlık hizmeti olarak verileceğini, böylece hastaların kaliteli hizmet almalarının sağlanacağını söyledi ve hedeflenenin de bu olduğunu ifade etti.

“Öğrenciler, aile sağlığı merkezlerinde bu eğitimi alacaklar”

Üniversite ve eğitim-araştırma hastanelerine başvuran hastalarının oranı yüzde 80-90 gibi bir oranla birinci basamak hastalarından oluşuyor. Bunun sonucu olarak da tıp fakültesi öğrencileri özellikle intörnlük süreci içerisinde daha fazla sayıda birinci basamak hastası görüyor.

Doç. Dr. Sargın, sevk sisteminin oturması durumunda; bütün birinci basamak hastaları aile sağlığı merkezlerine kaydırıldığında bu öğrencilerin göreceği birinci basamak hasta sayısının ne olacağı ve sonuç olarak bu durumun eğitime olumsuz yönde bir etkisinin olup olmayacağı yönündeki soruya ise öğrencilerin, aile sağlığı merkezlerinde bu eğitimi alacaklarını, ayrı ayrı aile hekimliği ve halk sağlığı stajlarının olduğunu söyledi. Ayrıca, bir, iki ve üçüncü sınıflarda hem klinik pratik hem de teorik olarak derslerin mevcut olduğunu ifade etti.

Tıp eğitimi ana bilim dalı öğretim üyesi de olan Doç. Dr. Sargın, “Bu konu aslında tıp eğitiminin açmazı.” dedi.

“Defacto bu durum dünyada da mevcut”

Tıp fakültelerinden standarda uygun birinci basamak hekimi yetiştirmeleri gerektiğini ifade eden ve olması gerekenin de bu olduğunu söyleyen Sargın, “Diğer taraftan karşımıza TUS sorunu çıkıyor. Defacto bu durum dünyada da mevcut. Bu işin en iyi örneklerinden biri olan İngiltere’de ‘general practitioner’ olarak adlandırılıyor ve Avrupa’da altı + üç, toplam dokuz yıl eğitim alıyor aile hekimleri. İngiltere de zaman zaman branş hekimliğini teşvik etmiştir devlet, sonra dönüp ‘general practitioner’ uzmanlığını teklif etmiştir. Bu tamamen finansmanla, sağlık bütçesi ile ilgilidir. Sağlık bütçesinde bir sorun olduğuna aile hekimliği akla gelir.” dedi.

Maliyet-etkin olan aile hekimliğine ağırlık verilmeli

Ülkemizde SGK’nın yükünün çok fazla olduğu, dolayısıyla şu durumda bizde ilk planda maliyet-etkin olan aile hekimliğine ağırlık verilmesi gerekip gerekmediği yönündeki soruya ise sargın, “Belki de o kadar fazla bir sıkıntı yok. Aslında elimizde çok fazla bir güç, potansiyel var ve ben aile hekimliğini yeterince kullanamadığımızı düşünüyorum. Bunun en önemli nedenlerinden biri olarak ise sağlık finansmanı konusunda sıkıntımız yok, olsaydı kullanırdık, diye görüyorum! Ancak gelecekte ihtiyacımız olacağını düşünüyorum, çünkü bu öngörülebilen bir durum.” dedi.

Son yıllarda birinci basamak başvuruları azaldı

Birinci basamağa gelen hastaların bütün sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar içindeki oranına bakıldığında; aile hekimliği uygulamasının ilk yıllarında birinci basamak başvurularının yüzde 42’lere kadar çıktığı, ancak bu oranın son üç dört yıldır yüzde 35’lere düştüğü bilgisi üzerine, bu durumun vatandaşın aile hekimine güvensizliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönündeki soruya ise Doç. Dr. Sargın, “Bunun birçok nedeni olabilir, araştırmak lazım. Yalnız hasta memnuniyeti yüksek.” dedi.

Türkiye’nin en büyük problemi aciller

Diğer yandan Türkiye’nin en büyük problemi aciller. Acile başvuru sayısının en son yılda 110 milyona ulaştığı istatistiklerde yerini aldı.

Birçok hastanede acillere müracaat oranının yüzde 20’lere çıktığını ifade eden Sargın, bu hastaların çoğunun poliklinik hastası olduğunu söyledi. Sargın, “Bu da ayrı bir sorun ve bunun iki yönü var; birincisi gerçekten acil hasta olanlara verilmesi gereken hizmet aksıyor, çünkü acil hizmetinin çok hızlı verilmesi gerekiyor ve böyle olunca da aciller bloke edilmiş oluyor. İkinci sorun ise bu hastalar almaları gereken hizmeti almadıkları için birçok kez hastaneye müracaat etmek zorunda kalıyor.” şeklinde konuştu.

İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına sevk oranı

Sevk zinciri olmadığı için bu sayı net olarak verilemiyor. Ancak “Aile hekimliği sevk zincirinin gelmesi durumunda özellikle kronik hastalıkların yönetiminde başarılı olabilir mi?” sorusuna ise Doç. Dr. Sargın, “Aşama aşama gitmemiz lazım kronik hastalıkların yönetiminde.” dedi. İlk yapılacak şeyin nüfus sorununun çözülmesi olduğunu söyleyen Sargın, “Bu konuda bizim en temel amacımız hekimlerin bilgi ve donanımını artırmak. Ben arkadaşları bu konuda motive derken şöyle diyorum; bugün belki aile hekimliğinde kronik hastalık yok ama gelecekte olacak. O yüzden biz bilgi donanımımızı ona göre hazırlayalım. Çünkü eğitim maliyetli ve uzun süre isteyen bir iş.” ifadelerini kullandı. Bu eğitimin Türkiye’de başlanması için geç bile kalındığını da sözlerine ekledi.

“Hizmet kalitesini artırmak gerekiyor”

“Çünkü eğitime başlandıktan on yıl sonra bunun hedefe yönelik sonucu tam anlamıyla alınmaya başlanabiliyor.” diyen Doç. Dr. Sargın, bir yandan hizmet sunumu devam ederken, diğer yandan da eğitime yatırım yapmak durumunda olmaları gerektiğini de ifade ederek, sağlık hizmeti sunumunda ülke olarak kaliteyi artırmak gerektiğini söyledi. Hastaların hastanelere erişebilirliğinin beş yıl önce, yani 2010 yılından bu yana çözülmüş olduğunu, ancak bunun bir süre sonra vatandaşa yeterli gelmeyeceğini, bir süre sonra hizmette kalitenin de talep edilmeye başlanacağını ve kendilerinin bu konuda yatırım yapmaları gerektiğini ifade etti.

“Sağlık, dünya genelinde zor bir sektör”

Sağlık sektörünün dünya genelinde zor bir sektör olduğunu, bu sistemi sorunsuz yerleştirmiş bir ülkenin henüz mevcut olmadığını ve hastaları memnun etmenin kolay olmadığını söyleyen Sargın, “Her ülkenin sağlık sistemi ile ilgili değişik sorunları var. Amacımız bu sorunları en aza indirmek, ancak bunun için de zaman gerekiyor. dedi.

Hekim kalitesi değişti mi?

TAHEV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sargın, 20 yıl önceki hekimlerle şu anki hekimler karşılaştırıldığında hekimlerin bilgi açısından kalitesinin ne durumda olduğu yönünde soruya ise “Bununla ilgili bir şey söylemek güç; çünkü homojen bir yapıdan söz etmiyoruz. Çok köklü üniversitelerimiz var. Onların çok fazla öğrenci alma gibi bir sorunları var. Az öğrenci alan üniversitelerimizde ise öğretim üyesi sorunu ve altyapı var. Bu soruya Türkiye açısından cevap veremem; ancak kendi perspektifimden baktığımda ben durumun iyi olduğunu düşünüyorum.” dedi. Öğrencilerin de iyi olduğu düşüncesinde olduğunu ifade eden Sargın, sözlerini “Sonuçta sürecin getirdiği 20 yılda dünya da gelişti. Bu gelişimin getirdiği bir avantaj da var, bunu da yadsımamak lazım.” şeklinde tamamladı.

 04 Ekim 2016, 18:54 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER:
  Anasayfa   Bilgi Yarışması   Deneme Sınavı   Çalışma Soruları   Forum   Dosyalar   Linkler   Anketler   Etkinlikler   Özel Mesajlar   Sözlük  
  Üyeler   Yöneticiler   Favori Sorular   Soru Ekle   Soru Sınıfla   Tüm Sorular   Günün Sorusu  
  Üye Ol   Üye Girişi Yap   Üye Çıkışı Yap   Üyelik Ayarları  Banka 
  Destek  Site Haritası   Site İçi Arama   İletişim