EŞ DURUMU DOĞU'YU BOŞALTTI, UZMANLIK EĞİTİMİNE 'MECBURİ' ŞARTI GELİYOR!
ADMiN
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyon Başkanı Dr. Vural Kavuncu Torba Yasanın ayrıntılarını anlattı



TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyon Başkanı Dr. Vural Kavuncu, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Torba Yasayla ilgili olarak mecburi hizmet yükümlülüğünden acil servislerin durumuna, güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinden yıpranma payı uygulamasına kadar pek çok konu başlığı altında Medimagazin’e detaylı açıklamalarda bulundu. Dr.Kavuncu 663 sayılı Kanun’da yapılacak son düzenlemelerle ilgili olarak ise nedenlerini anlattı.

Röportaj: Dr. İbrahim Ersoy/Medimagazin

Son taslakta, mecburi hizmeti olan hekimlerin TUS’u kazansalar bile, hakları saklı kalacak şekilde de olsa uzmanlığa başlayamamaları, önce mecburi hizmetini yapmaları gerektiği gibi bir durum var. Böyle bir uygulamaya neden gerek duyuldu?

Sağlıktaki dönüşümle birlikte, biliyorsunuz özel sektör ve vakıf üniversiteleri de geçmişe göre çok daha yüksek, önemli derecede pay edinmeye başladı. Bu noktada hekimlerin de -insan kaynaklarımız kısıtlı bu alanda- özel sektör veya vakıf üniversiteleri adına çalışma talepleri ve tercihleri çoğaldı. Yine, muayenehane hekimliğinin ortadan kalkmış olması gibi unsurlar hekimlerin illerde veya ilçeler gibi daha küçük yerleşim birimlerinde çalışmaları ve istihdamında çeşitli sorunlar oluşturdu. Bugün baktığımızda, biz Türkiye’de çok önemli yeni sağlık tesisleri yaptık. İl ve ilçelerimize en güzel hastaneleri yapıyoruz ama hekim eksikliği nedeni ile buralarda istediğimiz ölçek ve kalitede sağlık hizmeti veremiyoruz. Mecburi hizmet nedeni ile oraya gelen hekimler, bu zorunlulukları bittiği anda geri dönüyorlar. Bu dönüşüm çok fazla. Özellikle son zamanlarda eş durumu tayinlerinde Danıştay’ın vermiş olduğu bir karar neticesinde de il ve ilçelerde hekimler boşaldı. Çok sayıda hekim bu karardan yararlandı.

Eş durumu ile ilgili karar bu kadar çok etkili oldu mu?

Tabii. Çok oldu hem de. Ben kendi ilimden biliyorum. Bir ilçeden beş uzman hekimin birden ayrıldığını biliyorum. Yüzde 20-30 oranında etkilenen ilçelerimiz var. Şimdi biz tabii ki hekimlerin en iyi koşullarda, daha mutluluk içerisinde çalışmalarını arzu ediyoruz. Bunu sağlamanın en önemli yolu da hekimlerin istekli ve gönüllü olarak buralarda çalışmalarını sağlayacak tedbirlere yönelmektir. Yani buralarda belki birtakım döner sermaye performans etkenlerinin daha iyi durumda olması, onlara çalışma imkânlarında bazı kolaylıkların getirilmesi, daha iyi olanaklar sağlanması gibi tedbirler düşünülebilir. Ama bir yandan da hekimlerin oralardan ayrılmasına neden olan konular üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Eş durumu bu çalışmalardan bir tanesiydi. Ama bu uzmanlık neticesinde hekimlerin haklı olarak uzmanlığa başlama haklarını kullanma talepleri çok önemli bir gerekçeydi. Hem hekimlerin uzmanlık haklarının korunması hem de orada zorunlu hizmet ihtiyacımızın karşılanması açısından böyle bir formül düşünüldü. Yani hekimler yine uzmanlıklarını yapacaklar, bu hakları kaybolmayacak; ama sonuçta ülkemizin bir gerçeği, şu andaki imkânlar bu şekilde; zorunlu hizmeti gerektiriyor buralarda sağlık hizmetini yürütebilmek için. O nedenle o hekimlerden yararlanılabilmesi adına bu şekilde bir formüldü bu.

Peki, 663 ile ilgili bir değişiklik var; özellikle illerde bir kargaşa veya üç başlılık gibi bir durum söz konusuydu. Bununla ilgili formülünüz nedir, yasayı biraz daha ayrıntılandırırsak?

Şimdi 663 sayılı Kanun’un çıkarılma gerekçesine bakarsanız eğer, sorunların yerinden çözülebilmesi, imkânların daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi, ortaklaştırılması, oralarda yerel karar mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi amaçları taşıyordu. Bu, Türkiye’nin yeni tanıştığı bir sistem idi. Biz eskiden, bir yerde sadece il sağlık müdürünü bilirdik, her yerden o sorumluydu. Ama baktığınızda şu anda daha yaygın bir sağlık hizmeti sunuyoruz biz. Yani sağlık hizmetlerimizin hem çeşidi hem yaygınlığı hem de gerekleri arttı. Bunlarla ilgili değişik müdürlerimizin, sorumluların olması aslında normal. Ama uygulamalarda bazı sorunların çıktığını da kabul ediyoruz. Biz idarecilerimizi ve sistemi kontrol ediyoruz aslında. Bugün 6 bine yaklaşan değişik noktalardan değerlendirme kriterleri mevcut. Yani tıbbi değerlendirme yapılıyor, idari değerlendirme yapılıyor, mali yönden, hasta ve çalışanlar açısından değerlendirme, onarlın güvenlikleri ve memnuniyetleri açısından değerlendirmeler, kalite değerlendirmeleri yapılıyor. Sistemin önemli yararları da oldu aslında. Bunları göz ardı etmemek gerekiyor. Yani toplu ihale alımlarından tutun da kalite sistemlerinin geliştirilmesi, eğitimlerin daha organize hâle getirilmesi anlamında. Ama örneğin; bir hastanede hastanenin ruhsatlandırılması il sağlık müdürüne ait, işletmesi kamu hastaneleri kurumuna ait. Belki orada halk sağlığının da bir bölümüne ait olan konular oluyordu. Yani bazı kargaşalar oluyordu. Şimdi yeni sistemde, aslında üç tane sorumluluk yapısı devam ediyor ama bu yapılar arasında yetki kaydırmaları söz konusu olacak. Çatı demek çok doğru değil ama bir il sağlık müdürü, il sağlık genel sekreteri gibi ve iki tane de kamu hastanelerinden sorumlu olan bir yardımcı, bir de halk sağlığından sorumlu olan bir yardımcı. İsimleri değişik olabilir, önemli olan üstlendikleri fonksiyonlardır. Ama yine verimli çalışma düzeni devam edecek, yani bu üç isim devam edecek; isimler değişebilir, ancak yetkileri farklılaştırarak daha berrak, daha anlaşılır hâle getirmek, kargaşayı azaltmak amaçlı yeni bir yasa bu. İl sağlık müdürü de sözleşmeli hâle getiriliyor, bu da önemli bir gelişme. Dolayısıyla performansı artırmayı ümit ediyoruz.

Bir de biliyorsunuz, halk sağlığı merkezlerini güçlendirme yönünde önemli bir niyetimiz var; bu aynı zamanda hastanelere gelen gereksiz yükün azaltılması, sağlığın yaygınlaştırılması, ulaşılabilirliğin artması açısından çok önemli. O nedenle halk sağlığı sekreterlerimiz de yetkileri ile birlikte daha güçlü bir yapıya kavuşmuş olacaklar. Çünkü güçlendirilmiş aile sağlığı merkezleri, vatandaşın haftanın yedi günü 12 saat gidebileceği, içinde bütün tetkiklerin yapıldığı, temelde röntgen filmlerinin çekildiği, beraberinde psikolog, fizyoterapist, diş hekimi gibi hizmetlerin de alınabileceği bir kurgu. Belki sevk zincirini zorunlu hâle getirmek şu anki yapıda kolay değil, bazı aksamalara yol açabilir. Ama vatandaşlarımızın bu merkezlere başvurması için teşvik edici bazı yöntemler uygulanacak. Vatandaş buraya başvurduğunda belki işleri daha hızlı ve kolay görülecek. Katkı paylarında belki farklılıklar söz konusu olabilir. Sonuçta biz hastanelerimizin gerçek anlamda uzmanlık isteyen işlerini yürütmelerini, yataklı bakım ve acildeki sorunların çözülmesini hedefliyoruz. Bir hastanenin yükünün yüzde 30’a yakın kısmı acil bölümünde. Böyle bir şey olabilir mi? Yani baktığınızda, bir senede yapılan toplam hasta poliklinik sayısının yüzde 30’unu acil servislerin yapmış olduğu görülüyor. Buradan anlıyorsunuz ki, vatandaşın acil kavramı ve düşüncesi, hastalık ile ilgili muayene eğer hastalık akşam saatlerine denk gelmişse veyahut da şikâyetleri artmışsa veya hasta o saatte kendince müsait ise acil onun için o kavram oluyor. Ama gerçekte tıbbi acil, biliyorsunuz, müdahale edilmediği takdirde sağlığın kötüye gitmesi veya hayati tehlike oluşturabilme ihtimali olan durumlardır. Güçlendirilmiş aile sağlığı merkezleri ile bir nebze de olsa bu soruna bir çözüm, bir kolaylık getireceğiz, diye düşünüyorum.

O hâlde bu güçlendirilmiş aile sağlığı merkezleri ne zaman devreye girebilir?

Şu an, ana hizmet binası itibarıyla yatırım kararları alındı. Zannediyorum bu sene bin tane kadardı, gelecek yıl da bu kadar. Bunun içinde nüfus kriterleri de var. Kalabalık nüfuslardan başlamak üzere bu yatırımlar hızlı bir şekilde yapılacak. Ama henüz hizmet binası yok iken, şu andan itibaren bir kiralama yöntemiyle; uygun bina ve alan olması kaydıyla çalışmalara başlanıyor. Yani 2016 yılında biz bazı yerlerde artık güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerini görmeye başlayacağız.

Peki, bu uygulamanın aile hekimlerine ek gelir gibi bir getirisi olacak mı, yoksa aynı gelirle biraz daha mı fazla çalışmış olacaklar? Aile hekimliğinde şöyle bir algı da oluşmuş durumda. Nasıl olsa çok maaş alıyorlar, gibi bir izlenim var. Onun için tüm sağlık sisteminin yükünü aile hekimlerine yıkalım, gibi bir düşünce olduğunu düşünüyor aile hekimleri.

Bu algı çok doğru değil. Aslında olayı sadece parasal boyutta da değerlendirmemek lazım. Bu öncelikle aile hekimine bir değer, yani gerçek değerini vermek amacıyla yapılan bir çalışma. Yani aile hekiminin daha verimli, daha üretken, sağlık hizmetlerine daha fazla katkıda bulunmasını sağlayacak olan bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz. Tabii ki performans kriterlerine göre, yani bu hizmetler üretildikçe aile hekimlerinin geliri de artacak. Kaldı ki yeni yasa tasarısında aile hekimlerinin nöbet süresini dört saate indiren, yani dört saatten sonrasının nöbet olarak değerlendirildiği yeni bir anlayış, yeni bir düzenleme geliyor. Zannediyorum bu, nöbet anlamında da bir katkı sağlayacak. Tabii bakılan hasta sayısı itibarıyla da performans kriterleri içerisinde kendilerine olumlu yönde bir geri dönüşü de olacaktır.

Son olarak yıpranma payı. Yıpranma payı sanki biraz kadük kaldı gibi bir durum oluştu. Bu mesele son iki üç yıldır gündemde, en son Sayın Başbakan da bununla ilgili bir müjde vermişti. Ama sadece nöbet tutan sağlık çalışanlarına yıpranma payı verilmesi gibi bir durum söz konusu. Örneğin; dermatolog, fizik tedavi uzmanları gibi nöbet tutmayan branşlardaki hekimler böyle bir haktan yararlanamayacak mı?

Aslında dermatolog ve fizik tedavi uzmanları da hastanelerde nöbet tutuyor. Ben nöbet tutmayan hekimlerin çok az olduğunu biliyorum, ama sağlık personeli içerisinde nöbet tutmayanlar olabilir elbette. Şimdi doğrudur, şu anki düşünce itibarıyla nöbet tutan ve tanı ve tedavi hizmetleri yürüten sağlık personeline yönelik olarak 15, 30, 60 ve 90 gün sağlayan ve fiili hizmet zammı olarak tanımlanan uygulama geliyor. Buradaki tartışma nöbet tutmayanlarla ilgili. Her şeyden önce şunu söyleyeyim; Türkiye’de şu an hemen her sektörün isteği bir şekilde hem ücret artışı hem de erken emekli olmak yönünde. Genel olarak, ülkemizde üretime daha çok katkı vermek adına çalışma hayatına baktığınızda emekli yaşının çok düşmesini çok arzu etmiyoruz. Bu durum dünyanın ekonomik gerçeklerine de aykırı ve gelişmiş ülkelerde de bu böyle. Ama bir yandan da yaşam süresi uzuyor. Toplumun çalışan tüm kesimlerinden bu yönde talepler var. Her sektörün kendine göre farklı bir gerekçesi var; eğitim sektöründe olanlar da değişik kesimler de bunu isteyebiliyor. Bunun için bir ayrım yapmanız gerekiyor. Yoksa bir mütekabiliyet esası, bu noktada nöbet önemli bir ayrım. Nöbet ilişkili durum olmadığı takdirde pek çok çalışma alanının da benzer talepleriyle karşı karşıya kalınabilir. O nedenle böyle bir takdir var. Sonuç olarak baktığınızda, bu ülkenin en büyük açığının enerji ile birlikte sosyal güvenlik açığı olduğu görmek mümkün. Sosyal güvenlik elbette açık verecektir, vermelidir.

Kâr amacı güden bir kuruluş değil sonuçta.

Değil, ama bunun da sürdürülebilir olması gerekiyor. Fiili hizmet zammı da takdir edersiniz ki bugünümüze etki edecek olan bir olay değil. Yani 20-25 yıl sonrasına etki edecek olan bir durum. Eğer popülist bir politika izleyecekseniz, bugün bunu yapıp, 20-25 yıl sonraki idareciler bunu düşünsün, tarzında hareket edebilirsiniz. Ama bu düşünce tarzının ülkeye bir yarar sağlamayacağını bilerek, önümüzdeki dönemleri, önümüzdeki on yılları düşünmek, ülkenin geleceğini planlamak gerekiyor. Bu anlamda bakanlıkların, Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da görüşleri çok önemli. Bu görüşlerin bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıkan durum şu anda bu. Ama şunu söyleyeyim, sonuçta bu henüz tartışmaya açılmış olan bir tasarı, henüz başkanlığa sevk edilmiş değil. Başkanlığa sevk edilecek, ardından komisyonlarda görüşülecek, sonra genel kurulda görüşülecek. Bu söylediklerim ne komisyonun ne de genel kurulun takdir hakkını sınırlayan bir hadise olmamalı. Söylediklerim sadece ortaya çıkan tasarı ve bunun gerekçeleri ile ilgili olan bir açıklamadır. Son karar elbette genel kurulda, milletin iradesindedir.

Bir tarih verebilir misiniz peki?

Takvim olarak önümüzü görebilmek için tasarının başkanlığa sevk edilmiş olması gerekiyor. Daha sonra bu tasarı komisyonlarda çok hızlı bir şekilde görüşülür. Yani hızlı dediğim, öncelikle görüşme takvimine alınır. Tabii bunun bir görüşme, komisyonlarda tartışma, olgunlaşma süreci var. Bu noktada şunu söyleyebilirim; tasarının geneli üzerinde şu anda muhalefet kanadında da çok olumlu bir atmosfer var. Çünkü senelerdir beklenen birtakım unsurların ilk defa bu tasarı ile birlikte hayata geçeceği düşüncesi var. Bazı sivil toplum kuruluşlarının olumlu düşünceleri var. Özellikle emekli hekimler yapılan bu çalışmalardan duydukları memnuniyeti bizzat ziyaret ederek söylediler. İtirazlar da var tabii bazı sendikalardan yapılan. Onları da alıp değerlendiriyoruz. Genelde büyük oranda -tasarının birkaç maddesi yok; birçok başlığı ve konusu var- bir memnuniyet ve mutluluk var. İtiraz edilen bazı maddeler de var. Sonuç olarak bu tasarı zannediyorum komisyonda çok fazla beklemez. Ama bizi en çok belirsizliğe iten ya da size takvim veremeyeceğim konu, genel kurulun gündemi ve tasarının orada ele alınış zamanı olacak.

Bu çalışma süresi Meclisin bu çalışma döneminde biter mi?

Biteceğini tahmin ediyorum. Çünkü Başbakanımız 14 Mart’ta bazı açıklamalar yapmış ve bunları müjde olarak vermişti. Dolayısıyla Hükümetin, Başbakanın taahhüt ettiği bir konunun çok gecikmeyeceğini, en azından bu yasama dönemi içerisinde inşallah çıkacağını ümit ediyorum.

Teşekkür ederiz.

 20 Nisan 2016, 22:05 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER:
  Anasayfa   Bilgi Yarışması   Deneme Sınavı   Çalışma Soruları   Forum   Dosyalar   Linkler   Anketler   Etkinlikler   Özel Mesajlar   Sözlük  
  Üyeler   Yöneticiler   Favori Sorular   Soru Ekle   Soru Sınıfla   Tüm Sorular   Günün Sorusu  
  Üye Ol   Üye Girişi Yap   Üye Çıkışı Yap   Üyelik Ayarları  Banka 
  Destek  Site Haritası   Site İçi Arama   İletişim